Ana içeriğe geç
Elif Ergül Barlak
Elif Ergül BarlakKöşe Yazarı

Kısırlık Sadece Kadının Meselesi Değildir

Kısırlık Sadece Kadının Meselesi Değildir Bir çift çocuk sahibi olamadığında ilk sorular genellikle kadına yöneltilir.

Kısırlık Sadece Kadının Meselesi Değildir

Bir çift çocuk sahibi olamadığında ilk sorular genellikle kadına yöneltilir.

“Doktora gittin mi?”
“Bir sorun var mı?”
“Ne zaman çocuk sahibi olmayı düşünüyorsunuz?”

Bazen bu sorular iyi niyetle sorulur. Ancak her biri, zaten hassas bir dönemden geçen kadının omuzlarına yeni bir yük daha bırakabilir.

Oysa çocuk sahibi olamamak yalnızca kadının yaşadığı bir sorun değildir. Bu süreç hem kadını hem erkeği hem de çiftin ilişkisini etkileyebilir.

Peki, neden toplumda çoğu zaman kadının bedeni konuşulurken erkeğin yaşadıkları görünmez kalır?

Erkek de acı çeker ama bunu göstermeyebilir

Toplum, erkeklere küçük yaşlardan itibaren güçlü olmaları gerektiğini öğretir.

Ağlamamak, duygularını belli etmemek, sorunlarını kendi başına çözmek…

Bu nedenle çocuk sahibi olamamanın oluşturduğu üzüntü, korku ve çaresizlik, erkeklerde bazen sessizlik şeklinde ortaya çıkabilir.

Bir erkek, eşini üzmemek için kendi korkularını dile getirmeyebilir. Onu korumaya çalışırken kendi duygularını içine atabilir. Bazen de konuyu konuşmaktan kaçınabilir.

Bu sessizlik her zaman umursamazlık anlamına gelmez.

Belki de o da ne söyleyeceğini bilmiyordur.

Belki kendisini yetersiz hissediyordur.

Belki de eşinin acısını gördükçe kendi acısını göstermeye hakkı olmadığını düşünüyordur.

Ancak konuşulmayan duygular ortadan kaybolmaz. Zamanla çiftin arasındaki mesafeyi artırabilir.

Erkeklik, çocuk sahibi olmakla mı ölçülür?

Bazı erkekler için çocuk sahibi olamamak, yalnızca ebeveyn olma arzusunun gerçekleşmemesi değildir. Aynı zamanda erkeklik algılarını, özgüvenlerini ve kendilerine bakışlarını da etkileyebilir.

Özellikle erkek kaynaklı bir doğurganlık sorunu söz konusu olduğunda utanç, suçluluk veya eşini hayal kırıklığına uğratma korkusu yaşanabilir.

Oysa doğurganlık, insanın değerini belirleyen bir ölçüt değildir.

Bir insanın erkekliği, kadınlığı veya eş olarak değeri biyolojik özellikleriyle ölçülemez.

Tıbbi bir sorun yaşamak kişisel bir başarısızlık değildir.

Bunun böyle olduğunu bilmek kadar, bunu duygusal olarak kabul edebilmek de önemlidir.

Eşler birbirlerine karşı değil, aynı soruna karşı durmalı

Çocuk sahibi olma sürecinde çiftler bazen farkında olmadan birbirlerini sorgulamaya başlayabilir.

Kadın, erkeğin yeterince üzülmediğini düşünebilir.

Erkek, kadının bütün hayatını tedaviye adadığını hissedebilir.

Biri sürekli konuşmak isterken diğeri yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilir.

Biri umutla yeni bir tedaviye başlamak isterken diğeri yeniden hayal kırıklığı yaşamaktan korkabilir.

Bu farklılıklar sevginin azaldığı anlamına gelmez. İnsanlar aynı acıyı farklı biçimlerde yaşayabilir.

Önemli olan, eşlerin birbirlerinin tepkilerini hemen yanlış olarak değerlendirmemesidir.

Bazen şu cümle, uzun açıklamalardan daha değerlidir:

“Senin bunu nasıl yaşadığını tam olarak bilemeyebilirim ama seni anlamaya çalışıyorum.”

Yardım istemek güçsüzlük değildir

Kısırlık süreci uzadığında psikolojik destek almak, çiftlerin duygularını anlamalarına ve aralarındaki iletişimi korumalarına yardımcı olabilir.

Erkeğin de konuşmaya, korkularını ifade etmeye ve destek görmeye hakkı vardır.

Bu destek mutlaka uzun konuşmalarla başlamak zorunda değildir. Bazen güven duyulan biriyle paylaşımda bulunmak, bazen bir psikologdan yardım almak, bazen de eşlerin birlikte danışmanlık desteği alması önemli bir adım olabilir.

Manevi rehberlik de kişinin kendisini suçlamadan, inancını ve değerlerini yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir.

Ancak manevi destek, tıbbi değerlendirme ve psikolojik yardımın yerine geçmek zorunda değildir. Gerektiğinde bunlar birbirini tamamlayabilir.

Çocuğun yokluğu, eşlerin birbirini kaybetmesine neden olmasın

Bir gün çocuk sahibi olma hayali gerçekleşebilir. Bazen de çiftler uzun ve zor bir sürecin ardından farklı kararlar vermek zorunda kalabilir.

Sonucun ne olacağını bugün kimse kesin olarak bilemez.

Fakat bu süreçte eşlerin birbirlerine nasıl davrandıkları, birbirlerini ne kadar dinledikleri ve ne kadar destekledikleri önemlidir.

Çünkü çocuk sahibi olma arzusu çok kıymetli olsa da eşlerin birbirleriyle kurdukları bağ da en az onun kadar kıymetlidir.

Birbirlerine yalnızca anne ve baba olma ihtimali üzerinden bakmamayı öğrenmeleri gerekir.

Kadın yalnızca anne adayı değildir.

Erkek yalnızca baba adayı değildir.

Onlar, çocuk sahibi olma yolculuğundan önce de birbirini seven ve birlikte bir hayat kuran iki insandır.

Belki de bu yolculukta hatırlamamız gereken en önemli şey şudur:

Kısırlık bir çiftin ortak mücadelesi olabilir; ancak hiçbir eş diğerinin karşısında durmak zorunda değildir.

Bazen en büyük destek, sorunu tek başına çözmek değil, o sorunun karşısında birbirini yalnız bırakmamaktır.

Yazan: Elif Ergül Barlak

Heilpraktikerin

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın