Çocuk Hayaliyle Kendi Hayatını Unutmak
Bir çift çocuk sahibi olmak istediğinde, bu istek zamanla hayatın merkezine yerleşebilir.
Önce sadece bir dilektir.
Sonra bir plan olur.
Ardından tedaviler başlar.
Takvimler değişir.
Doktor randevuları hayatın bir parçası hâline gelir.
Bir süre sonra çift, farkında olmadan bütün hayatını tek bir sorunun etrafında yaşamaya başlayabilir:
“Çocuğumuz olacak mı?”
Bu soru o kadar büyür ki başka bütün soruların sesini bastırabilir.
“Biz nasılız?”
“Birbirimizi hâlâ duyuyor muyuz?”
“Birlikte en son ne zaman gerçekten mutlu olduk?”
“Çocuk sahibi olmaya çalışırken hayatımızı yaşamayı unuttuk mu?”
Hayat tedavi odasında kalmamalı
Çocuk sahibi olma arzusu çok güçlü olabilir. Ancak tedavi süreci, hayatın tamamına dönüşmemelidir.
Çünkü tedavinin amacı, hayatı güzelleştirmek ve kişinin yaşam kalitesini korumaktır.
Eğer bütün hayat yalnızca tedavi sonuçlarını beklemeye dönüşürse insan, farkında olmadan bugününü yarına teslim etmiş olur.
“Çocuğumuz olduğunda…”
“Hamile kalırsam…”
“Bebek doğunca…”
“İnşallah o zaman…”
Ve böylece hayat sürekli ertelenir.
Oysa hayatın bütün güzelliklerini gelecekteki bir ihtimale bağlamak, bugünü görünmez hâle getirebilir.
Evlilik de beklememeli
Bazen çiftler çocuk sahibi olma mücadelesi verirken birbirlerini unutabilir.
Kadın sürekli kendi bedenine odaklanır.
Erkek tedavi sonuçlarını takip eder.
Birlikte geçirilen zamanın büyük bölümü çocuk sahibi olma süreciyle ilgili konuşmalarla geçer.
Romantizm azalır.
Sohbetler azalır.
Birlikte gülmek azalır.
İlişkinin merkezine tedavi yerleşir.
Oysa çocuk sahibi olma süreci başlamadan önce de bir evlilik vardır. Ve o evliliğin de korunmaya ihtiyacı vardır.
Çiftin zaman zaman kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Biz sadece çocuk sahibi olmaya çalışan iki insan mıyız, yoksa hâlâ birbirini seven iki eş miyiz?”
Bu sorunun cevabı çok değerlidir.
Kendine anlayış göstermek
Çocuk sahibi olamayan bir kadın bazen kendisini suçlayabilir:
“Bedenim beni yarı yolda bıraktı.”
Bir erkek de benzer şekilde kendisini yetersiz hissedebilir.
Bazen de eşler, farkında olmadan birbirlerini suçlamaya başlayabilir.
Bu düşünceler, insanın kendisine ve eşine karşı sertleşmesine neden olabilir.
Oysa beden bir düşman değildir.
Üreme problemi yaşayan bir insan başarısız değildir.
Tıbbi bir sorun, insanın değerini belirlemez.
Bir laboratuvar sonucu insanın kim olduğunu anlatmaz.
Bir ultrason görüntüsü de bir kadının kadınlığını ölçmez.
İnsanın kendisine gösterebileceği en önemli iyiliklerden biri, bu süreçte kendisini suçlamak yerine kendisine anlayışla yaklaşmayı öğrenmesidir.
Çevrenin hayatını yaşamayı bırak
Bazen çevremizde herkes ilerliyormuş gibi gelir.
Arkadaşlarımız evlenir.
Çocuk sahibi olurlar.
İkinci çocuk gelir.
Sonra okul, doğum günleri ve aile gezileri…
Biz ise aynı yerde kalmışız gibi hissederiz.
Bu karşılaştırmalar insanı daha da yorabilir.
Ama herkesin hayatının takvimi farklıdır.
Başkalarının hayatındaki bir gelişme, sizin hayatınızdaki gecikmenin ölçüsü değildir.
Kendinizi başkalarının zaman çizelgesine göre değerlendirmek zorunda değilsiniz.
“Ya olmazsa?”
Belki de en zor soru budur.
Ya olmazsa?
Bu ihtimali düşünmek bile bazı insanlar için çok ağırdır.
Fakat bazen insanın kendisini koruyabilmesi için bu ihtimalle de yüzleşebilmesi gerekir.
Bu, umudu bırakmak değildir.
Aksine, insanın hayatını yalnızca tek bir ihtimale bağlamamasıdır.
“Çocuğum olursa hayatım anlamlı olacak.”
Bu düşünce, insanı çok kırılgan hâle getirebilir. Çünkü hayatın bütün anlamı tek bir sonuca bağlanmıştır.
Oysa insanın anlamı bundan çok daha büyüktür.
Bir insanın hayatında tek bir rol yoktur
Bir kadın sadece anne adayı değildir.
Bir erkek sadece baba adayı değildir.
İnsan aynı zamanda eştir.
Evlattır.
Kardeştir.
Arkadaştır.
Meslek sahibidir.
Üreten, seven, öğrenen, dua eden ve başkalarına yardım eden bir insandır.
Bütün bu kimlikler, çocuk sahibi olup olmamaktan bağımsız olarak değerlidir.
Belki de çocuk sahibi olma mücadelesi sırasında kişinin kendisine yeniden hatırlatması gereken en önemli şey budur:
“Ben, gerçekleşmesini beklediğim bir şeyden ibaret değilim.”
Maneviyat bize ne hatırlatabilir?
İnanç, insanın geleceği tamamen kontrol edemeyeceğini kabul etmesine yardımcı olabilir.
Bazen elimizden geleni yaparız.
Tedavi oluruz.
Araştırırız.
Dua ederiz.
Çabalarız.
Sonra sonucunu kontrol edemediğimiz şeylerle yaşamayı öğrenmek zorunda kalırız.
İnanç açısından teslimiyet, hiçbir şey yapmamak değildir. Elinden geleni yaptıktan sonra kontrol edemediğin şeyleri de kabul edebilmektir.
Belki de insanın içindeki en büyük huzur, her şeyi kontrol edebilmekten değil, kontrol edemediği şeylerle yaşamayı öğrenebilmekten gelir.
Bugünü ertelememek
Belki bugün çocuk sahibi değilsiniz.
Ama bugün hâlâ bir eşsiniz.
Bir evlatsınız.
Bir arkadaşsınız.
Bir meslek sahibisiniz.
Bir insansınız.
Bugün hâlâ güneş doğuyor.
Hâlâ sevdikleriniz var.
Hâlâ yapabileceğiniz iyilikler var.
Hâlâ öğrenebileceğiniz şeyler var.
Hâlâ gülebileceğiniz anlar var.
Belki de çocuk sahibi olma mücadelesinde en çok korunması gereken şey, hayatın kendisidir.
Çünkü çocuk sahibi olmak hayatın çok değerli bir parçası olabilir.
Ama hayatın tamamı değildir.
Ve bazen insanın kendisine söylemesi gereken en önemli cümle şudur:
“Ben, beklediğim hayatı yaşarken elimdeki hayatı kaçırmayacağım.”
Yazan: Elif Ergül Barlak
Heilpraktikerin

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir