Ana içeriğe geç
Elif Ergül Barlak
Elif Ergül BarlakKöşe Yazarı

Beklemek de Bir Yorgunluktur

Beklemek de Bir Yorgunluktur Bazı insanlar hayatlarını bir takvimle yaşamaya başlar.

Beklemek de Bir Yorgunluktur

Bazı insanlar hayatlarını bir takvimle yaşamaya başlar.

Bu ay…

Bir sonraki ay…

Bir sonraki tedavi…

Bir sonraki test…

Bir sonraki sonuç…

Çocuk sahibi olmayı bekleyen bir çift için zaman, diğer insanlardan farklı akmaya başlayabilir.

Herkes için sıradan olan bir ay, onlar için yeni bir umut anlamına gelebilir.

Ve her ayın sonunda aynı soru yeniden gelir:

“Bu sefer olacak mı?”

Umut etmek neden yorucu olabilir?

Umut, genellikle güzel bir duygu olarak görülür. Ancak uzun süre sonuçlanmayan bir bekleyişte umut da yorulabilir.

İnsan her defasında kendisini yeniden hazırlamak zorundadır.

“Belki bu sefer…”

Sonra beklenen sonuç gelmez.

Bir süre sonra kişi, kendisini korumak için umut etmekten korkmaya başlayabilir. Çünkü umut yükseldikçe hayal kırıklığının da büyüyebileceğini öğrenmiştir.

Böylece garip bir durum ortaya çıkar:

İnsan hem umut etmek ister hem de umut etmekten korkar.

Görünmeyen bir yas

Kısırlıkla ilgili en zor konulardan biri, ortada herkesin görebileceği bir kayıp olmamasıdır.

Bir yakını kaybedildiğinde çevre, insanın yas tuttuğunu bilir. Ancak hiç doğmamış bir çocuğun yokluğunun yasını tutmak çok daha sessiz yaşanabilir.

İnsan bazen henüz var olmayan bir bebeğin hayalini kaybeder.

Kafasında kurduğu geleceği kaybeder.

Çocuğuyla yapacağını düşündüğü şeylerin özlemini yaşar.

“Anne olacağım” veya “Baba olacağım” diye kurduğu hayatın gerçekleşmeme ihtimaliyle yüzleşir.

Bu nedenle kısırlık, yalnızca tıbbi bir sorun olarak değil, aynı zamanda bir kayıp ve yas deneyimi olarak da ele alınabilir.

İnsan bazen kendisine bile itiraf edemez

Bir bebek haberi duyduğunda içi acıyabilir.

Hamile bir kadın gördüğünde gözlerini kaçırabilir.

Çocuklu arkadaşlarıyla görüşmek istemeyebilir.

Bir bebeği kucağına almakta zorlanabilir.

Sonra kendisine kızabilir:

“Ben neden böyle hissediyorum?”

“Ben kötü biri miyim?”

Hayır.

İnsan, bazen başkasının mutluluğuna engel olmadan kendi acısını yaşayabilir.

Bir başkasının bebeğine sevinmek ile kendi bebeğinin yokluğuna üzülmek birbirinin zıddı değildir.

Kalp, aynı anda birden fazla duyguyu taşıyabilir.

Çevre ise beklemeyi anlamayabilir

“Daha ne kadar bekleyeceksiniz?”

“Artık kafanıza takmayın.”

“Olmazsa olmaz.”

“Biraz rahatlayın.”

Bu sözlerin bazıları, kişinin yaşadığı süreci anlamadan söylenir.

Oysa beklemek, dışarıdan göründüğü kadar pasif bir durum değildir.

Bekleyen insan sürekli düşünür.

Plan yapar.

Sonuç bekler.

Bedenindeki değişimleri takip eder.

Doktor randevularını düşünür.

İlaçlarını düzenler.

Bazen eşinin yüzüne bakıp onun da ne düşündüğünü anlamaya çalışır.

Beklemek de bir emektir.

Ve uzun süre bekleyen insan yorulabilir.

Çift birbirini nasıl koruyabilir?

Belki de en önemli şey, birbirinin acısını hemen düzeltmeye çalışmamaktır.

Eşiniz ağladığında hemen bir çözüm üretmek zorunda değilsiniz.

“Üzülme.”

“Daha çok deneyeceğiz.”

“Olacak.”

Bazen bunların yerine sadece şu cümleyi söylemek yeterlidir:

“Ben de bunun senin için ne kadar zor olduğunu görüyorum.”

Çünkü bazı anlarda insanın ihtiyacı, kendisine umut verilmesinden çok anlaşıldığını hissetmektir.

Umut ile gerçekçilik arasında

Umut önemlidir.

Ancak umut, her şeyin mutlaka gerçekleşeceğine dair bir garanti değildir.

Bazen umut, sonucu kontrol edemediğimiz hâlde yarına devam edebilme gücüdür.

Bu nedenle bir insan hem umut edebilir hem de kendisini farklı ihtimallere hazırlayabilir.

“Çocuğumuz olacak.” demek kadar,

“Sonucun ne olacağını bilmiyorum ama bu süreçte kendimi koruyacağım.”

diyebilmek de önemlidir.

Bu, umuttan vazgeçmek değildir.

Bu, insanın kendisini yalnızca tek bir sonuca bağlamamasıdır.

Maneviyatın sessiz tarafı

İnanç sahibi bir insan için beklemek bazen duayla iç içe geçer.

Dua edilir.

Umut edilir.

Bazen ağlanır.

Bazen insan, kendisine bile ağır gelen sorularla baş başa kalır:

“Allah’ım, neden?”

Bu sorunun akla gelmesi, insanın bütün inancını kaybettiği anlamına gelmez.

İnsan bazen en çok inandığı yerde en zor sorularını sorar.

Manevi rehberlik, burada kişiyi susturmak yerine onun sorularını taşımasına yardımcı olabilir.

Her soruya hemen cevap bulmak zorunda değiliz.

Bazen insanın ihtiyacı, cevabını bilmediği bir soruyla bir süre yaşayabilmeyi öğrenmektir.

Ve bir gün…

Belki beklenen haber gelir.

Belki gelmez.

Bunu kimse önceden garanti edemez.

Ancak hangi sonuçla karşılaşılırsa karşılaşılsın, insanın kendisini yalnızca “başarılı” veya “başarısız” olarak tanımlamaması gerekir.

Çünkü bir insanın değeri bir test sonucuna sığmaz.

Bir kadının değeri gebelik testindeki iki çizgiyle ölçülemez.

Bir erkeğin değeri sperm analizindeki bir sonuçla belirlenemez.

Bir çiftin sevgisi de çocuk sahibi olup olmamalarıyla ölçülmez.

Bazen hayat, bize istediğimiz cevabı vermeden önce uzun süre bekletir.

Ve o bekleyişte öğrenmemiz gereken en önemli şey belki de şudur:

Hayat, sadece beklediğimiz şey gerçekleştiğinde başlamaz.

Hayat, beklerken de devam eder.

Ve insan, beklerken de yaşamaya hakkı olduğunu unutmamalıdır.

Yazan: Elif Ergül Barlak
Heilpraktikerin

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın