Bazen Yardım Etmenin En Güzel Yolu Susmaktır
Bir çift çocuk sahibi olamıyor.
Bunu öğrendiğinizde ilk tepkiniz ne olur?
“Üzülme.”
“Daha gençsin.”
“Stres yapma.”
“Bir doktora git.”
“Bizim tanıdığımız da yıllarca uğraştı, sonra çocuğu oldu.”
“Nasip.”
“Demek ki zamanı değil.”
Bütün bu cümlelerin ortak bir özelliği var:
Çoğu iyi niyetle söyleniyor.
Fakat iyi niyet, her zaman iyi bir sonuç doğurmuyor.
Çünkü bazı acılar tavsiyeyle hafiflemez. Bazı yaralar ise hiç sorulmadan açılır.
Çocuk sorusu neden bu kadar kolay soruluyor?
Toplum olarak evlenen bir çifte kısa süre sonra çocuk sorusunu sormayı normal kabul ediyoruz.
“Çocuk yok mu?”
“Ne zaman düşünüyorsunuz?”
“Artık zamanı geldi.”
“Bir kardeş yapmayacak mısınız?”
Soruyu soran kişi için bu, belki birkaç saniyelik bir meraktır. Ancak karşıdaki çift için bu soru, yıllardır taşıdıkları bir yaranın tam ortasına dokunabilir.
Belki o çift yıllardır tedavi görüyor.
Belki birkaç kez gebelik kaybı yaşadı.
Belki artık tedaviye devam edip etmeme konusunda kararsız.
Belki de çocuk sahibi olamayacağını biliyor.
Siz bunların hiçbirini bilmiyor olabilirsiniz.
O hâlde bazen en büyük nezaket, sormamaktır.
“Sen çok düşünüyorsun.” demeyin
Kısırlık yaşayan insanların sık duyduğu cümlelerden biri de budur:
“Çok kafana takıyorsun.”
“Rahat bıraksan olur.”
“Stres yapınca olmuyor.”
Bu sözler, kişide kolaylıkla şu duyguyu oluşturabilir:
“Demek ki bunun sorumlusu benim.”
Oysa çocuk sahibi olamamanın nedenleri çok farklı olabilir. Psikolojik durum ile üreme sağlığı arasındaki ilişki karmaşıktır. Bir kadına veya erkeğe “Sen fazla düşündüğün için olmuyor.” demek, bilimsel bir açıklama değildir.
Üstelik bu sözler, zaten zorlanan bir insanın üzerine bir de suçluluk duygusu ekleyebilir.
Ailelerin yükü bazen daha ağırdır
Anne ve babalar torun sahibi olmayı isteyebilir.
Bu, çok insani bir arzudur.
Ancak torun isteği, çocuklarının taşıdığı acının önüne geçmemelidir.
“Biz ne zaman torun seveceğiz?”
“Artık bir doktora gidin.”
“Falancanın kızı da tedavi oldu.”
“Bir yolunu bulun.”
Bu cümleler, çiftin üzerinde büyük bir baskıya dönüşebilir.
Anne babanın beklentisi, çocuklarının tıbbi ve özel hayatını yönetme çabasına dönüşmemelidir.
Çünkü çocuk sahibi olmak bir aile projesi gibi görünse de kararın merkezinde, bu süreci yaşayan çiftin özel hayatı vardır.
Arkadaş olmak bazen sadece yanında durmaktır
Yakın arkadaşınız size kısırlık tedavisi gördüğünü söylediğinde hemen çözüm üretmeniz gerekmiyor.
Bir klinik önermek zorunda değilsiniz.
Bir tanıdığınızın hikâyesini anlatmak zorunda değilsiniz.
“Ben olsam…” diye başlayan cümlelere de çoğu zaman ihtiyaç yoktur.
Bazen şu cümleyi söylemek yeterlidir:
“Bunun senin için ne kadar zor olduğunu tam olarak bilemem ama istersen seni dinleyebilirim.”
Bu cümlede hazır bir çözüm yoktur.
Ama anlayış vardır. Kişiye kendisini anlatabileceği bir alan açar.
Ve bazen insanın ihtiyacı tam olarak budur.
Uzmanların da önemli bir sorumluluğu var
Kısırlık sürecinde çiftler birçok uzmanla karşılaşabilir.
Doktorlar, hemşireler, psikologlar, danışmanlar, manevi rehberler…
Her birinin görevi farklıdır.
Ancak hepsinin ortak bir sorumluluğu vardır:
İnsanı yalnızca bir teşhis veya tedavi protokolü olarak görmemek.
Çünkü bir çiftin dosyasında hormon değerleri, sperm analizi, yumurtalık rezervi ve tedavi protokolleri yazabilir.
Ama o dosyanın içinde görünmeyen başka şeyler de vardır:
Uykusuz geceler…
Aile baskısı…
Eşler arasındaki korkular…
Kaybedilmiş gebeliklerin acısı…
Dua ederken yaşanan çaresizlik…
Ve bazen kimseye anlatılamayan utanç…
İyi bir destek, bütün bunların varlığını kabul eder.
Manevi rehberlik, her soruya cevap vermek değildir
Manevi rehberlikte de çok hassas bir alan vardır.
Bir kişi, “Allah neden bana çocuk vermiyor?” diye sorduğunda ona Allah’ın bu olayla ilgili kesin iradesini biliyormuşuz gibi cevap vermek doğru değildir.
“Bunun kesin bir hikmeti var.”
“Allah seni bununla sınavıyor.”
“Demek ki senin için hayırlı değil.”
gibi kesin ifadeler, kişinin kendi inancıyla kurduğu ilişkiyi daha da zorlaştırabilir.
Manevi rehberlik bazen cevap vermekten çok, sorunun yanında durabilme sanatıdır.
Kişinin dua etmesine, sorgulamasına, ağlamasına ve yeniden anlam aramasına izin vermektir.
Çünkü insanın acısını anlamak, her zaman ona bir açıklama sunmayı gerektirmez.
Çiftlere söylenebilecek en önemli şeylerden biri
Belki de şudur:
“Bu süreçte birbirinizin düşmanı olmayın.”
Çünkü kısırlık tedavisi çiftleri birbirine yaklaştırabileceği gibi, farkında olmadan birbirlerinden uzaklaştırabilir.
Birinin bedeni tedavi edilirken diğerinin kendisini suçlaması…
Birinin çocuk sahibi olma konusunda daha ısrarcı, diğerinin ise daha yorgun olması…
Ailelerin baskısı…
Maddi yük…
Bütün bunlar evliliği zorlayabilir.
Bu nedenle çiftlerin zaman zaman tedaviyi değil, birbirlerini konuşmaya ihtiyaçları vardır.
“Sen nasılsın?”
“Bu süreç seni nasıl etkiliyor?”
“Benden neye ihtiyacın var?”
Belki de en önemli sorular bunlardır.
Sonunda insan kalmalı
Kısırlık, taşıyıcı annelik ve yardımcı üreme yöntemleri hakkında konuşurken çok kolay biçimde “tedavi”, “başarı”, “başarısızlık”, “şans” ve “sonuç” kelimelerine sıkışabiliriz.
Ama bütün bu kelimelerin arkasında gerçek insanlar vardır.
Çocuk sahibi olmak isteyen bir kadın…
Çocuk sahibi olmak isteyen bir erkek…
Birbirlerine tutunmaya çalışan bir çift…
Bedeni ve hayatıyla ilgili önemli kararlar vermek zorunda kalan başka bir kadın…
Ve bütün bu kararların sonucunda dünyaya gelebilecek bir çocuk…
Bu yüzden belki de hepimizin öğrenmesi gereken en önemli şey şudur:
Her acıyı çözmek zorunda değiliz.
Bazen sadece o acının yanında durabiliriz.
Bazen soru sormamak bir nezakettir.
Bazen tavsiye vermemek bir merhamettir.
Bazen “Ben senin yerinde olsam…” dememek, karşımızdaki insana verebileceğimiz en büyük saygıdır.
Ve bazen yardım etmenin en güzel yolu gerçekten de susmak, dinlemek ve yanında kalmaktır.
Yazan: Elif Ergül Barlak
Heilpraktikerin

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir