AYNI TOPRAĞIN ÇOCUKLARI: TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ KARDEŞLİĞİDİR
AYNI TOPRAĞIN ÇOCUKLARI: TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ KARDEŞLİĞİDİR
Abdulhamit Gül’ün Meclis kürsüsündeki sözleri, Türkiye’nin uzun zamandır ihtiyaç duyduğu bir gerçeği yeniden hatırlattı:
Bu ülkenin insanları birbirinin rakibi değil, kardeşidir.
Türkiye; Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Lazıyla, Çerkesiyle, Boşnağıyla, Arnavutuyla ve daha nice farklı kökenden insanıyla büyük bir ortak hayatın adıdır.
Bu topraklarda insanlar aynı şehirlerde büyüdü, aynı sofralara oturdu, aynı camilerde saf tuttu, aynı düğünlerde halay çekti, aynı cenazelerde omuz omuza saf tuttu.
Bazen aynı ailenin içinde bile farklı kökenler bir arada yaşadı.
Çünkü bizi birbirimize bağlayan sadece kan bağı değildir. Ortak bir tarih, ortak bir vatan ve ortak bir kaderdir.
Yıllar boyunca yaşanan acılar, çatışmalar ve ayrılıklar hepimizden çok şey götürdü.
Nice anne evladını bekledi.
Nice çocuk babasız büyüdü.
Nice aile bir daha eski günlerine dönemedi.
Artık gelecek nesillere aynı acıları miras bırakmanın zamanı değildir.
Bir annenin gözyaşının Türkçesi, Kürtçesi, Arabçası yoktur.
Bir evladını kaybeden babanın acısının etnik kimliği yoktur.
Bir çocuğun huzurlu bir geleceğe duyduğu özlemin mezhebi, dili ve kökeni yoktur.
Acı ortaksa, umut da ortak olmalıdır.
Kardeşlik de tam olarak burada başlar.
Kardeşlik, herkesin aynı olması değildir.
Kardeşlik; farklılıklarımızla birlikte birbirimizi düşman görmemektir.
Kardeşlik; bir insanın dilinin, kökeninin veya kültürünün diğerinden üstün olmadığını bilmektir.
Kardeşlik; geçmişte yaşanan acıları inkâr etmek değil, o acıların gelecekte yeniden yaşanmaması için ortak bir irade ortaya koymaktır.
Türkiye’nin artık yeni nesillere başka bir hikâye anlatması gerekiyor.
Çocuklarımıza birbirlerinden korkmayı değil, birbirlerini tanımayı öğretmeliyiz.
Onlara “Sen hangi millettensin?” sorusundan önce “Sen de bu ülkenin evladısın” diyebilmenin huzurunu vermeliyiz.
Çünkü bu ülkenin geleceği yalnızca bir kesimin değil, hepimizin geleceğidir.
Türklerin de Kürtlerin de Arapların da Lazların da Çerkeslerin de Boşnakların da bu ülkeye verecekleri çok şey vardır.
Her birinin kültürü Türkiye’nin zenginliğidir.
Her birinin hikâyesi Türkiye’nin hikâyesinin bir parçasıdır.
Bu nedenle artık birbirimizin farklılıklarını ayrılık sebebi olarak değil, ortak zenginliğimiz olarak görmenin zamanı gelmiştir.
Birlik olmak aynı olmak değildir.
Aynı düşünmek zorunda değiliz.
Aynı dili konuşmak zorunda değiliz.
Aynı kökenden gelmek zorunda değiliz.
Ama aynı ülkenin insanları olarak birbirimizin acısını anlayabilir, sevincini paylaşabilir ve geleceğe birlikte yürüyebiliriz.
Türkiye’nin en büyük gücü de budur.
Ne kadar farklı olursak olalım, bizi bir arada tutan ortak değerler vardır.
Bu vatan hepimizin. Bu toprakların acısı hepimizin, sevinci hepimizin, geleceği hepimizin.
Bugün yapılması gereken geçmişin yaralarını yeniden kanatmak değil, çocuklarımızın yarınlarını düşünmektir.
Çünkü onlar bizden kavga değil, huzur bekliyor.
Ayrılık değil, birlik bekliyor.
Korku değil, güven bekliyor.
Ve belki de en önemlisi, birbirlerine düşman olarak değil kardeş olarak bakabilecekleri bir Türkiye bekliyor.
Abdulhamit Gül’ün Meclis kürsüsündeki sözleri bu açıdan yalnızca siyasi bir konuşma olarak görülmemeli.
Türkiye’nin bütün kesimlerine verilmiş bir hatırlatma olarak okunmalıdır:
Bu ülkenin insanları birbirinden vazgeçemez.
Çünkü biz birbirimize uzak değiliz.
Aynı toprağın çocuklarıyız.
Ve artık çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras;
daha fazla ayrılık değil, daha güçlü bir kardeşlik olmalıdır.
Türkiye’nin geleceği, birbirine rağmen değil; birbirine sahip çıkarak yürüyen insanların omuzlarında yükselecektir.