1. Anne-Baba Olmak Bir Hak mı, Bir Nasip mi
1. Anne-Baba Olmak Bir Hak mı, Bir Nasip mi
1. Anne-Baba Olmak Bir Hak mı, Bir Nasip mi?
Bir hastanenin bekleme salonunda oturan genç bir çiftin yüzündeki sessizliği fark etmemek mümkün değildi. Evliliklerinin üzerinden yıllar geçmiş, birçok tedavi denemiş, sayısız kez umutlanıp hayal kırıklığı yaşamışlardı. Kadın elindeki tahlil sonuçlarına bakıyor, adam ise uzaklara dalmıştı. Bir süre sonra kadın sessizce, “Biz sadece bir çocuk istiyoruz. Çok şey mi istiyoruz?” dedi.
Bu soru, aslında günümüzde binlerce ailenin yüreğinde yankılanan ortak bir sorudur.
Çocuk sahibi olma arzusu, insanın en doğal isteklerinden biridir. Yeni doğan bir bebeğin sesi, bir evin neşesi, geleceğe bırakılan en güzel miras olarak görülür. Bu yüzden çocuk sahibi olamamak, yalnızca tıbbi bir problem değil; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve manevi yönleri olan derin bir hayat sınavıdır.
Modern tıp, son yarım yüzyılda bu alanda önemli gelişmeler kaydetti. Tüp bebek uygulamaları, mikroenjeksiyon ve diğer yardımcı üreme teknikleri sayesinde milyonlarca aile çocuk sahibi olabildi. Bilim, insanlığa büyük imkânlar sundu ve sunmaya da devam ediyor. Ancak bu gelişmeler, beraberinde yeni soruları da getirdi.
İnsan her istediğini elde edebilir mi? Çocuk sahibi olmak mutlak bir hak mıdır? Yoksa hayatın diğer nimetleri gibi emekle birlikte nasibin de rol oynadığı bir lütuf mudur?
Aslında bu sorunun cevabı, hayatın pek çok alanında saklıdır. Sağlıklı bir ömür isteriz; bunun için beslenmemize dikkat eder, spor yapar, doktor kontrollerimizi ihmal etmeyiz. Fakat bütün tedbirlere rağmen hastalıklarla karşılaşabiliriz. Başarılı olmak için çalışırız; ancak her zaman hedeflediğimiz sonuca ulaşamayabiliriz. İnsan üzerine düşeni yapmakla yükümlüdür, fakat hayatın bütün sonuçlarını kontrol etmesi mümkün değildir.
Çocuk sahibi olmak da böyledir. Tedavi görmek, bilimsel imkânlardan yararlanmak ve umutla mücadele etmek son derece değerlidir. Fakat bazen bütün çabalara rağmen beklenen sonuç gerçekleşmeyebilir. İşte bu noktada insanın sadece bedenini değil, ruhunu da ayakta tutacak bir bakış açısına ihtiyacı vardır.
Toplum olarak çoğu zaman farkında olmadan çocuk sahibi olamayan çiftlerin yükünü ağırlaştırıyoruz. “Hâlâ çocuğunuz olmadı mı?”, “Doktora gittiniz mi?”, “Bir an önce düşünün, yaş geçiyor.” gibi cümleler iyi niyetle söylenmiş olsa bile, karşı tarafta derin yaralar açabilir. Çünkü her insanın görünmeyen bir mücadelesi vardır ve bazı acılar sessiz yaşanır.
Unutmamak gerekir ki insanın değeri, sadece anne ya da baba olmasıyla ölçülmez. Tarih boyunca insanlığa yön veren nice bilim insanı, sanatçı, eğitimci ve gönül eri, geride bıraktıkları eserlerle milyonlarca insanın hayatına dokunmuştur. Biyolojik olarak çocuk sahibi olmak büyük bir nimettir; ancak insanın gerçek mirası, yetiştirdiği güzel insanlar, bıraktığı faydalı eserler ve yaptığı iyiliklerdir.
Bugün tıp ilerlemeye devam ediyor. Belki yarının teknolojileri bugün çözümsüz görünen birçok probleme çare olacak. Fakat hangi çağda yaşarsak yaşayalım değişmeyecek bir gerçek vardır: İnsan gayret etmekle sorumludur; sonucu belirleyen ise her zaman insanın iradesi değildir.
Hayat bazen bize istediğimizi değil, ihtiyacımız olanı verir. Bunu kabul etmek pes etmek değildir; aksine ruhu yormadan mücadele edebilmenin en önemli şartıdır. Çünkü umut, sadece hedefe ulaşınca değil, yolculuk boyunca da insanı ayakta tutan en büyük güçtür.
Belki de asıl soru şudur: Biz, sahip olamadıklarımızla mı yaşayacağız; yoksa sahip olduklarımızın kıymetini bilerek mi hayatımıza devam edeceğiz?
Hayatın gerçek zenginliği, yalnızca çocuk sahibi olmakta değil; sevgiyi paylaşabilmekte, merhameti çoğaltabilmekte ve geride güzel izler bırakabilmektedir. Anne ve baba olmak büyük bir mutluluktur; fakat iyi bir insan olmak, her zaman en değerli mirastır.
Bu Haftanın Mesajı
Hayatta her şey emek ister; fakat her emek aynı sonucu doğurmayabilir. İnsan, elinden geleni yaptıktan sonra umudunu korumalı, sahip olduklarının değerini bilmeli ve hayatın gerçek zenginliğinin sevgi, merhamet ve güzel izler bırakmak olduğunu unutmamalıdır.